Sanal Dünyanın İlmi Nankördür

Bedelini ödemeden öğrendiğimiz bilginin kanatları vardır ve sizi terk etmesi kaçınılmazdır, çünkü bilginin bedeli tecrübedir, tecrübe ise sonuçları açısından tefekkür edilmez ise yine yok olmaya nankördür. İnternetteki arama motorlarıyla bilgiye dakikada ulaşan insan, öğrendiklerini saniyede unutabiliyor.
Bilgi için ter dökmeyeli yıllar oldu. Bırakın kavram üretmeyi slogan dahi üretmekten aciz durumdayız. Bedel ödemeden kazandıklarımızın internetöğrendiklerimizin, yazıp çizdiklerimizin ve konuştuklarımızın bereketi olmuyor. İnanmadan, uğruna kelle koymadan büyük konuşmalarımız faydasız kalıyor. Oysa biz bir zamanlar söze inanırdık, bu yüzden çek senet yoktu hayatımızda. Sonra söz hayatımızdan gidince; evraklara, imzalara, çeklere, senetlere tutunur olduk. Dikkat edin ağzımızdan çıkanlar bizi çarpmıyor. Eskiden inanarak sarf ettiğimiz sözler ona uygun davranmadığımızda ensemizde biter bizi sınardı. Bir sözü inanarak söyleyince ensenizde biter, sizi dener! Biz kelimeleri oyuncak sanıyoruz. Kelimeler bizi terk etti. Kelimeler, kavramlar hiç birimizi ciddiye almıyor. Boş boş bakıyoruz ve dünyada acı çeken insanları göremiyoruz. Boş kitaplar okuyup, boş filmler izliyoruz. Kötü bir kitaptan bile bir şeyler öğrenebilmek için daha evvel çok kıymetli eserleri okumuş olmalıyız. Bu sene yeni bir kitap yazdım. Adı: “Felsefeden Acil Çıkış” Kitabım 128 sayfa ve içi mürekkepsiz, yani cidden boş sayfalardan ibaret. Şu an 5. Baskısı piyasada. Oysa ben boş adamları, boş kitapları, boş kuşakları, boş siyaseti protesto etmek için yazmıştım. Niyetim şunu diyebilmekti: Boş bir kitap sayfasında bile bir ağacın hayat hikâyesi vardır, eğer sizin yazdıklarınız o ağacın hayat hikâyesinden daha önemsiz ise niçin yazıyorsunuz? Boş bir kâğıda bakıp tefekkür edebilmenizi istedim. Boşluk hakkında günlerce konuşamıyorsanız siz ey gençler, nasıl o yaşta boşluğa düşebiliyorsunuz? Bardağın boş tarafı hakkında yorum yapamayacaksanız nasıl dolu tarafını anlatabileceksiniz? Söz odur ki ya kıyamet’ engelleye ya da kıyameti erken getire… Eğer böyle bir sözümüz yoksa ağzımız’ açmayalım. Evet, bu cümleyi anlayabilmek de hikmet ister, biraz da hikmet hakkında konuşmanın zamanı gelmedi mi sizce? Bel ki bir gün hikmeti yazarım, belli mi olur…

Yazı: Bülent Akyürek