Dile Gelenler

Edebiyat ve Sanat

“Edebiyat” sözcüğü ‘edeb’ kelimesinden türemiştir. Dolayısıyla onun içinde “edep” vardır; ‘edepsiz’ olan bir şey yoktur.

Bir de bizde sonradan kullanılan ‘yazın’ sözcüğü vardır ki ‘yazmak’tan türemiştir. Batı dillerinde kullanılan “literature” sözcüğü var ki bu da ‘letr’ (harf) kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimelerin içeriğine, anlamlarına baktığımızda karşımıza: “söz sanatı, kelimelerin ustaca dizilişi, kullanımı, çok anlamı içermesi…” çıkarken aynı zamanda “edepli ve edepsiz” olan ne varsa bunlar da karşımıza çıkar.

Edebiyat kelimesi de ustaca sözcüklerin kullanımı anlamını içerirken, literature veya yazın sözcüklerine göre edepsizliği kapsamadığı için onlara göre daha dar ama alnı ak bir kelimedir.

Buna göre, bir eser, -harfler, sözcükler, cümleler yan yana ustaca dizilmek kaydıyla- bizim ahlaki, örfi, dini değerlerimizin kabullenmediği bir bayağılığı, küfrü, içkiyi, ahlak dışı dediğimiz ilişkileri, hareketleri… içeriyorsa bu eser yazın veya literature’dür; ancak edebiyat kapsamında değildir.

Edebiyat, daha çok bireyseldir, sübjektiftir. Yoruma açık olduğu için onda anlam değil anlamlar vardır. Bana, sana, ona göre anlamlar. Her okuyucu onda bir/kaç anlam bulur; okuduğu ya da dinlediği edebi eser ona anlam-ları çağrıştırır, sezdirir. Bütün okuyucular edebi eseri okuduğunda onda aynı anlamı bulmazlar.

Bir tarih, coğrafya veya matematik… metinlerinde okuyucu aynı anlamı bulur, bulmalıdır. Edebi eserin anlamı değil anlamları vardır, demiştik. Hatta bir okuyucu bir edebi metni kaç kez okursa o edebi metnin okuma sayısınca anlamı ortaya çıkar. Yani bir edebi metnin okuyucu sayısı, okuyan insanla değil okunduğu sayısınca ortaya çıkar.

Arapça olan “sanat”ta sunilik, yapaylık vardır. Müzik, resim, heykel, dans… güzel sanatlar…

Edebiyat da bunlardan biridir. Duygu ve coşkuyu ifade eden şiir; öğretici kurguya dayalı olanlar: roman, hikaye, anı, gezi, deneme, fıkra…; göstermeye bağlı olanlar: tiyatro, Karagöz-Hacivat…