Bu zamanda karamsar olmak!

Evet bu zamanda karamsar düşünmek bizim suçumuz mu?

Ali Haydar Haksal düşünüp de söyleyemediğimiz, dil ile ifade edilemez cümleleri kağıda dökmüş. Bu yazı da 21. Yüzyılda yaşayanların söyleyemedikleri bir yazı….

Bu kadar olumsuzlukla yazıya giriş yapmak belki bizi de olumsuzluğa itebilir diye düşünülebilir. Amaç bu değil. Üzerimize abanan karanlığı dağıtmak için onu bilmemiz, tanımamız gerekir, Aslından bunun da ötesinde kendimizi bilmeliyiz. Kendimizi bilmeden, tanımadan, anlamdan başkaları üzerinde yorum yapmak ne kadar doğru olur? Kendimiz, kendimiz olmadan, olamadan nasıl başkaları üzerinde yorum yapabiliriz. Yorum kendimizle olan hesaplaşma ile başlar. Zor zamanın insanlarıyız. Kuşatmalar çok yönlü. Abanmazlar salt çevremizde, coğrafyamızda değil, içimizde de. Bütün bunlar birer gerçek. Bütün bunları dönüştürmemiz ve kendimizi yeniden hayata kazandırmamız bize bağlı. Bize, yani Müslümanlara, yani sorumluluk duyanlara, yani düşüncesinin acılarını çekenlere, yani dert sahibi olanlara… Bunları içselleştirmeyen kendini sorumluluk alanına dahil etmeyen biz, ne denli biz olabiliriz. Günümüz insanı özendirilmiş bir hayatın kurbanı. Özendirme hayatın bütün alanlarına yansıyor, reddedilen olgu bu amaç için kullanılıyor. Reklam yani tüketim; yani sonsuz israf, yani sonsuz savurganlık, Moda, zihni değişimin özendirilme alanı ve öncüsü. Absürdlükler de moda ile yorumlanabiliyor. Reklam ise sermayenin silahı… Onu insanlığa karşı acımasız olarak kullanıyor. Bir metin değerinin olup olmadığı önemli değil, önemli olan üretilen o nesnenin insanlar tarafından tüketilmesidir. İnsanı gücü, takati hiç mi hiç önemli değil. İnsan özendirilmiş olana sahip olmak için en olmadık yollara başvurabiliyor. Artık sınırları dinlemiyor. Helal nedir, haram nedir umurunda bile olmuyor. Zamanımızda dünyamız teknoloji çöplüğü… Bu da her şeyin çok hızlı eskitildiği, çok rahat gözden çıkarıldığını gösteriyor. Ceplerimizde taşıdığımız bu nesneler bize batı ruhunun, Müslümanlara ait olmayan bir hayatın pompalayıcısı. Ceplerimizden zihinlerimize, belleklerimize sürekli yükleniyor, siniyor. Yalanın, sahtenin, yakışıksız olanın, haramın içimize sindirildiği gerçeğidir bu. özendirilen bu hayat bizim hayatımız oluyor ne yazık ki. Özendiren biz olamıyoruz. Hayatın yönünü belirleyen biz değiliz. İnancımız, uygarlığımız, kültürümüz, düşüncemiz ellerimizle hayatın dışına itiliyor Kendimizi hayatın dışına iten de biziz. Batı ruhu üzerimize bütün yönleriyle abandığından beri özgünlüğümüzü yitirdik. Kendi alanlarımızı elimizden çıkardık topraklarımızda ve varlık alanımızda kendimiz olmaktan çıktık. Batı hayatımızın bütün alanlarına sindi.