Bir ahir zaman dervişi; Andrei Tarkovsky…

Sanatsal ve düşünsel bağlamda bir hakikat arayışı içinde, lakin hakikatin salt Yaratıcıya yönelik denklemle mütekamil olabileceğinin de farkında olan bir adam; Andrei Tarkovsky…
Sinema tasavvuru, şiirin bahsettiği imge ve ahengin kifayetsiz kaldığı yerde imgesel ve ruhsal, dışlanmış şekliyle şiirsel bir ifade aracı olarak ortaya çıkar. Ancak bu tezahürü, diğer sanatların fevkinde ve üstün görmez; bilakis hakkını teslim etmek adına diğer sanatlar arasında bir yer edinmeye, edindirmeye çalışır. Bu uğraşı onun için her anlamda ilahi bir çaba gibidir. Zira sinema hem popüler anlamda ve hem de Tarkovsky’nin şahsına münhasır anlatımında hak ettiği yahut hak etmediği yeri bulamamıştır. Tarkovsky’nin ruhsal olarak mütemadiyen cebelleştiği var olma çabası, daha doğru ifadeyle varoluş sancısı, eserlerinde ve sinema üstüne düşüncelerinde, hatta günlüklerinde, muhatap olduğu insana önce kendisini tanımlatmaya, anlamaya, anlamlandırmaya yönelik; sonra eşya ve evrendeki denge üzerinden Tanrısal ahengi kavratmaya, hiç olmazsa sezdirmeye yönelik bir serencam izler. Tanıyanlar bilirler ki eserlerindeki incelikli düşünsellik, imgesel ve derin anlam, yine kendisinin fikirsel ve ruhsal zenginlığinden mütevellittir. Hazırlık aşamalarında da bir o kadar titizlik gösterir ki aslında bu, en başta ne yapacağını, ne göstereceğini ve göstereceğinin muhatabındaki olumlu olumsuz yansısını iyi bilmekten kaynaklanan ağırbaşlılıktır. İmge olarak ne kadar geniş anlam barındırsa barındırsın, her metaforda kastedilen tek bir olay/olgu/mesele söz konusudur. Ne kastettiğini öncelikle kendisi bilir ve sinema, düşünsel bağlamla hem sanat olarak hem de teorik olarak kendisinden çok şey edinmiştir.
Sanat, Yaratıcının eserini takdir ve taklit etmekten müteşekkildir. Tarkovsky için sinema dinsel bir ritüel gibidir. Evet, bir meşgaledir ve yönetmen bu işi ibadet niyetiyle kulluk samimiyetiyle yerine getirir. Kimi zaman sanatçının Yaratıcıyı taklit etmesindeki absürditeyi de düşünür. Amaç, spritüel anlamda olgunluğa ulaşmaktır, lakin Yaratıcı, içimizdeki kötülükle mücadele mükellefiyeti vermişken ve insanın bireysel olarak asli vazifesi bu iken, insan kötülükleri iyiye çevirmek bağlamında kendine vazife biçer. “Yaratıcının verdiği özgürlüğü suç istemek lüksü olarak görüyoruz ve sonra bu suçları kendi işimizde meşrulaştırıyoruz, iyi bir şey olarak kabul ediyoruz, kabul edilmesini sağlıyoruz” görüşündedir. Yaratıcıyı taklit etmek gülünç gelir yönetmene. Ancak sanatsal üretimi Yaratıcıyla ilişkilendirmek ve en azından eseri taklit etmek bağlamıyla bunu kabullenmek zorunda hisseder. Tüm vurgular alabildiğine şiirseldır. Çünkü şiir yaşamın ritmidir. Hayatı adımlarken içten içe tutturduğumuz ritim… Sözü estetize edip katlanılabilir, hatta keyif alınabilir kılandır. Ondaki ritim/ahenk, diğer tüm sanatların fevkinde ve onları içkindir. Tarkovsky tam da bu şiirsel algının katmanlarında rakseder. Orada oyun kurar; kurduğu tüm anlamlarıyla oyundur, hayata dönüktür ve yönetmen fena halde bunun farkındadır. Ritmi görselliğe taşır; yani herkese yabancı ruh dünyasını… Kendisinin öyle tanımlamadığı ve belki umursamadığı şekilde şiirsel sinema kuramcısı olarak tanımlanır. Filmografisi de baştan sona doğru dozajı artar şekilde izleyicisinde böyle yansılanır. Bazen sekanslar arasındaki bağı kendisi bile kuramaz, “burası kopuk oldu, burası konuyla alakasız” şeklinde hayıflanmaları vakidir Kendisinin dahi böyle düşündüğü filmler üstüne seyircinin sesinin çıkmaması yahut eleştırılmeyıp bir şekilde anlamlandırılabilmesi, genel sanat algısının sanatseverlerdeki yansıması olsa gerek! Yani anlamak bir iddiadan ibaret midir, sahibinin bile inanmadığı?
Andrei-Tarkovsky
Sanatçı için anlaşılır olma çabası, anlaşılmamaya çalışmak kadar abestir. Andrei Tarkovsky’deki anlaşılmazlıga dönük karmaşık yapı; onun, seyircisinin gelişimine yönelik gayretini celbetmesi olarak anlaşılabilir. Sinemasını, fotoğrafik gerçeklikten de öte, 16. yüzyıl yahut daha da öncesine ait bir tablo gibi kurar. Gerekli sanatsal anlayışa sahip yeterli özeni göstermeden mümkün görünmemektedir. Zaten Tarkovsky de hiçbir zaman anlaşılmak gibi bir derde düşmemiştır Seyircinin, eseri anlamak için harcadığı çaba, kültürü özümseyebilmek ve yansıtmak adına sanatçının harcadığı çaba kadar tutarlı olmalıdır ona göre. Nitekim kolayca, fazla emek sarf etmeksizin ortaya konan eser, kolay unutulacaktır. Bu ise toplumun artık kanıksadığı ucuzculuktur Para ve popularite uğruna çoklarınca sanat diye ortaya konandır. Anlamak ve özümsemek adına sanatçının da sanatseverlerin de bu gibi ucuzluklara asla prim vermemesi, niteliğin ve niteliklinin farkında olması gerekir. Maddi açıdan hayatı boyunca sıkıntı çekmesine rağmen (ki kendisi bunu günlüklerinde muhtelif şekillerde belirtmiştir) paraya herhangi bir değer atfetmez. Aksine, tamamen insani, madde ve mana ayrımıyla değerlendirir. Onun maddeye dair hissettiği, tam da bir müslümanda olması gerektiği gibidir. Meta adına Tarkovsky maneviyata dair unutulanların yahut önemsenmeyip sümen altı edilenlerin hatırlatıcısıdır.