2015 Yılında Suriyeli Olmak

Yada başlığı şu şekilde değiştirmemiz mümkün: 2015 yılında mülteci olmak. Yani göz ardı edilmiş olmak!
Esasında ilgileniliyormuş gibi duruyor. Fakat evinden, mahallesinden, yurdundan kovulan bir ailenin durumunu anlamak imkansız gibi bir şey. Dünya yardım kuruluşları, bu konuda ne kadar samimi? Bunu düşünmek lazım. Sadece Suriye konusundan söz etmiyoruz. Dünyanın her yerindeki mültecilerden bahsediyoruz. Bize soracak olursanız yeryüzünde fakir insan kitlelerine yapılan yardımlar ne kadar sahte ve ne kadar göz boyaması ise mültecilere de yapılan yardımlar o kadardır.
Erzincan’ın sokaklarında, yada cami çıkışlarında gördüğünüz dilenci Suriyeliler sizi ne kadar rahatsız ediyor? Aslında sizi rahatsız eden o dilenciler değil, dünyanın bu adaletsiz düzeni olması lazım diye düşünüyoruz.
suriyeliler
“Yersiz, Yurtsuz ve Mutsuz Bütün aileler ana babalarını, çocuklarını icat ederler, her birine bir hikâye, bir kişilik, bir yaradılış, bir kader, hatta bir dil biçerler. İşte bu hikâyenin en dramatik boyutunu yerinden, yurdundan ve hikâyesinden kopmuş (koparılmış) insanlar yaşarlar. Yani mülteci haline gelmiş; dilini ve hikâyesini bilmediği beldelere doğru yaşama hakkını almak için ince bir çizgide acı ve gözyaşına doğru yola çıkarlar. Hayatlarını kurtarmak ve özgürlüklerini korumak için evlerini, vatanlarını terk ederler. Kendi hükümetleri onlara herhangi bir koruma sağlayamaz, aslında genellikle mültecilere zulüm tehdidi yaşatan kendi hükümetleridir. Eğer diğer hükümetler ülkelerindeki mültecilere barınmaları için izin vermezse, yardıma muhtaç olduklarında mültecilere yardım etmezse, söz konusu mültecileri geçim kaynakları ve temel hakları olmayan dayanılmaz bir hayatın gölgesinde yaşamaya hatta ölüme mahkum etmiş olurlar. Yabancı topraklara zulüm sebebiyle kaçan mültecilerin korunması, insanlık tarihine ait en eski özelliklerdendir. Bu özelliğe dair referanslar, Anadolu’daki Hititler, Antik Yunanlılar, Babiller ve Asurlular gibi en büyük imparatorlukların geliştiği dönemlerde,3.500 yıl önce, yazılmış metinlerde bile bulunabilir. BM raporlarına göre hali hazırda 45,2 milyon mülteci bulunmakta. Bu sorunun hem çok boyutlu hem de küresel olduğunu kabul etmek gerekir. Bu yüzden, herhangi bir yaklaşım ya da çözüm, kitlesel büyük göçlerin nedenlerinden, acil durumlardan ve yeniden yerleştirmelere kadar, mültecilerin durumlarının genişliğini kapsayabilecek gerekli yanıtların açıklamalı ayrıntılarına kadar sorunun bütün boyutlarını içine almalı ve kapsamlı olmalıdır. Hatta bu sorunun ortaya çıkaran sebeplerin küresel merkezli oluşu dünyada adil bir yapının HAK temelli bir çözümün aciliyetini bizlere hatırlatıyor. BM verilerine göz atıldığında başka bir dramatik durumla da karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Mülteci durumuna düşen insanların çoğunluğunun Müslümanlardan oluştuğunu da görüyoruz. Son dönemde Türkiye hem bir geçiş hem de büyük kampların olduğu ve bunun yaygınlaştığı bir saha haline geldi. Trafik ışıklarında, kenar mahallelerde hemen hemen her şehirde Suriyeli kardeşlerimizin dramı ile yüz yüze geliyoruz.”